OSB yönetimi siyasi pazarlık masası değildir!
Sanayi tecrübesi mi, siyasi hesaplaşma mı? Marmara OSB yönetimine üye seçimi üzerinden başlayan tartışmada asıl konuşulması gereken, kimin kime kızdığı değil, o koltuklarda kimin neden oturması gerektiğidir.
Balıkesir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin ekim ayı toplantısında Marmara Organize Sanayi Bölgesi (OSB) yönetiminde Büyükşehir Belediyesini temsil edecek üyelerin belirlenmesi, siyasetin yine bildik tartışmalarından birine sahne oldu.
CHP’nin asil üyelikler için Abdullah Çolak ve Canset Sevim’i, yedek üyelikler için Aslıhan Biçki ve Mehmet Doğan’ı aday göstermesinin ardından Yeni Parti grubu kendi adaylarını açıkladı. Yeni Parti’nin asil üyelikler için Manyas Belediye Başkanı Ahmet Duru ile Şerafettin Engüdar’ı, yedek üyelikler için ise Türkan Akdağ ve Vedat Erkoyuncu’yu önermesiyle başlayan süreç, kısa sürede siyasi bir tartışmaya dönüştü.
Yeni Parti Grup Başkanvekili ve Burhaniye Belediye Başkanı Ali Kemal Deveciler’in, aday listesi konusunda önceden bilgilendirilmediğini belirterek CHP Grup Başkanvekili Hakan Şehirli’ye tepki göstermesi de tartışmanın dozunu artırdı.
Peki, gerçekten tartışılması gereken konu ne?
CHP ile AK Parti’nin aynı doğrultuda hareket etmiş olması mı, yoksa Marmara OSB gibi stratejik öneme sahip bir sanayi bölgesinde görev yapacak isimlerin hangi ölçütlere göre belirlendiği mi?
Bana kalırsa doğru soruyu en başından yanlış yerde arıyoruz.
OSB yönetimi siyasi pazarlık masası değildir!
Öncelikle şunun altını çizmek gerekiyor: Marmara OSB, sıradan bir kurum değil. Yüksek teknoloji ve makine alanlarında ihtisaslaşan bir organize sanayi bölgesinden söz ediyoruz.
Böylesine önemli bir yapıda Büyükşehir Belediyesini temsil edecek isimler belirlenirken önceliğin siyasi aidiyete, parti içi dengelere veya mecliste kimin kime yakın olduğuna verilmesi beklenemez.
Burada asıl ölçüt; sanayiyi tanımak, üretimin sorunlarını bilmek, yatırım süreçlerine hâkim olmak ve sanayicinin ihtiyaçlarını doğru okuyabilmektir.
İşte tam da bu noktada CHP ile AK Parti’nin ortaya koyduğu tercihi doğru buluyorum.
CHP’nin Abdullah Çolak ve Canset Sevim’i aday göstermesi, sanayi tecrübesi açısından yerinde bir tercih olarak değerlendirilebilir. Her iki ismin de sanayici olması ve makine alanında üretim yapan firmaların sahibi olarak bu sektörün içinden gelmesi, Marmara OSB açısından önemli bir avantajdır.
Çünkü bir organize sanayi bölgesinde yalnızca temsil edilmek yetmez. O masada üretimin dilini konuşabilen, yatırımcının karşılaştığı sorunları bilen, sanayicinin beklentilerini anlayabilen insanların bulunması gerekir.
Makine üretiminin maliyetlerini, nitelikli iş gücü ihtiyacını, teknolojik dönüşümü ve yatırım süreçlerinin zorluklarını bilen iki ismin böyle bir yapıda görev almasını neden yanlış bulalım?
Tam tersine, bu özellikleri nedeniyle tercih edilmelerini son derece doğal karşılamak gerekir.
Dolayısıyla CHP ile AK Parti’nin bu isimler üzerinden aynı yönde bir tercihte bulunmasını siyasi bir ittifakın ötesinde, kurumsal ihtiyaca dayanan bir yaklaşım olarak okumak mümkündür.
Siyasette her ortak tutumu peşinen yanlış görmek ne kadar hatalıysa, doğru bir tercihi sırf karşı tarafla aynı noktada buluşulduğu için eleştirmek de o kadar yanlıştır.
Peki, Yeni Parti’nin tercihi hangi ölçüte dayanıyor?
Gelelim Yeni Parti’nin adaylarına…
Şerafettin Engüdar ismini ayrı tutmak gerektiğini düşünüyorum. Kendisi hem mesleki hem de siyasi birikimi bulunan, bu tür görevlerde yer almasını anlayışla karşılayabileceğim bir isim. Kendisini sever ve sayarım.
Ancak diğer aday Ahmet Duru konusunda bazı soruların sorulması gerektiği kanaatindeyim.
Yanlış anlaşılmasın; mesele Ahmet Duru’nun kişiliği, belediye başkanlığı veya siyasi kimliği değil. Mesele, kendisinin Marmara OSB gibi yüksek teknoloji ve makine alanlarında ihtisaslaşan bir sanayi bölgesinin yönetiminde Büyükşehir Belediyesini temsil etmek üzere hangi gerekçeyle tercih edildiğidir.
Kamuoyuna yansıyan mesleki geçmişi üzerinden bakıldığında kasaplık, market işletmeciliği ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliği gibi alanlarla anılan bir ismin, böylesine teknik uzmanlık gerektiren bir yapıda hangi bilgi ve deneyimiyle katkı sunmasının beklendiği sorusu akla geliyor.
Elbette bir insanın geçmişte farklı sektörlerde faaliyet göstermiş olması, onun sanayi yönetiminde görev yapamayacağı anlamına gelmez. Bir belediye başkanının yöneticilik tecrübesi de önemli bir birikimdir.
Ancak konu, herhangi bir belediye veya genel amaçlı bir kurul değil. Konu; teknoloji, makine, üretim, sanayi yatırımları ve sektörel gelişim gibi özel uzmanlık alanlarını kapsayan bir OSB.
Öyleyse soralım:
Ahmet Duru hangi sanayi tecrübesi, hangi teknik birikimi veya hangi somut katkı beklentisi doğrultusunda aday gösterildi?
Yeni Parti bu tercihi hangi kriterlere dayandırdı?
Büyükşehir Belediyesini temsil edecek üyeler belirlenirken sanayi deneyimi mi, yöneticilik tecrübesi mi, siyasi temsil dengesi mi esas alındı?
Bunların cevaplanması gerekiyor.
Çünkü kamu adına görev üstlenen isimlerin neden seçildiğini sorgulamak, kişileri hedef almak değil, temsil sorumluluğunun gereğini yerine getirmektir.
Yeni Parti’nin bu sorulara vereceği makul ve somut yanıtlar varsa elbette dinlemek gerekir. Fakat yalnızca siyasi temsil gerekçesiyle yapılan bir tercihin, teknik uzmanlığın önüne geçirilmesini de doğru bulmuyorum.
Her itiraz haklı değildir, her tepki de siyaset değildir!
Gelelim meclis toplantısında yaşananlara…
Ali Kemal Deveciler’in, CHP Grup Başkanvekili Hakan Şehirli’nin kendilerini aday listesi konusunda önceden bilgilendirmediğine ilişkin eleştirisi kendi içinde ayrı bir tartışma konusu olabilir.
Siyasi gruplar arasında istişare yapılması, ortak çalışma zemini aranması ve kurumsal iletişimin sağlıklı yürütülmesi elbette önemlidir. Eğer önceden bir bilgilendirme veya uzlaşı beklentisi oluşmuşsa bunun nasıl yönetildiği de sorgulanabilir.
Ancak burada birbirinden ayrılması gereken iki mesele var: Aday belirleme sürecindeki iletişim ve adayların niteliği.
Bir grubun kendisine danışılmadığını düşünmesi, önerdiği adayların otomatik olarak daha doğru olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde başka bir grubun adayları konusunda yeterince bilgilendirme yapılmamış olması da o adayların yanlış olduğu sonucunu doğurmaz.
Her iki konuyu da kendi ölçütleriyle değerlendirmek gerekir.
Benim itirazım tam da burada başlıyor.
Marmara OSB gibi önemli bir kurum için hangi isimlerin daha faydalı olacağı tartışılacağına, mesele kısa sürede siyasi bir güç mücadelesine dönüştürülüyorsa burada önceliklerin yeniden gözden geçirilmesi gerekir.
Bir sanayi bölgesinin geleceğini ilgilendiren seçimde esas mesele, kimin önceden haberdar edildiği değil; seçilecek isimlerin o kuruma ne katacağıdır.
Siyaset elbette istişareyle yürür. Ancak istişare beklentisi, uzmanlık ve liyakat tartışmasının yerini almamalıdır.
Yeni Parti grup başkanvekilliğini de gözden geçirmeli
Bu tartışmanın bir diğer boyutu da Ali Kemal Deveciler’in meclisteki tutumu.
Açık konuşayım: Meclis toplantısında sergilenen sert, yüksek sesli ve gerilimi artıran üslubu doğru bulmadım.
Ali Kemal Deveciler’i Burhaniye Belediye Başkanlığı ve Büyükşehir Belediye Meclisi Grup Başkanvekilliği görevleri dışında şahsen tanımıyorum. Kendisiyle bugüne kadar bir görüşmem de olmadı. Dolayısıyla değerlendirmem kişisel bir tanışıklığa veya geçmişten gelen bir husumete dayanmıyor. Yalnızca meclis toplantısında kamuoyuna yansıyan tutumuna ilişkin bir değerlendirme yapıyorum.
Bir grup başkanvekili, yalnızca kendi grubunun itirazlarını dile getiren kişi değildir. Aynı zamanda temsil ettiği siyasi yapının kurumsal ağırlığını taşıyan, tartışmaları yönetebilen ve gerektiğinde tansiyonu düşürebilen kişidir.
Elbette eleştirecek, itiraz edecek, karşı çıkacak. Siyasetin doğasında bunlar var. Ancak itirazın gücü sesin yüksekliğiyle değil, ortaya konulan gerekçelerin sağlamlığıyla ölçülür.
Sürekli yükselen sesler, sert çıkışlar ve gerilimi büyüten bir iletişim tarzı, haklı olabilecek bir eleştirinin bile etkisini azaltabilir.
Üstelik Büyükşehir Belediye Meclisi, yalnızca siyasi grupların birbirlerine mesaj verdiği bir alan değildir. Balıkesir’in ilçelerini, yatırımlarını, altyapısını, sanayisini ve geleceğini ilgilendiren kararların alındığı bir platformdur.
Böyle bir yerde grup başkanvekillerinden beklenen, tartışmayı kişiselleştirmek değil, kurumsal bir zeminde yürütmektir.
Bu nedenle Yeni Parti’nin, grup başkanvekilliği görevini ve bu görevin gerektirdiği temsil anlayışını yeniden değerlendirmesinin yararlı olacağını düşünüyorum. Bu, Ali Kemal Deveciler’in siyasi hakkını veya eleştiri özgürlüğünü tartışmaya açmak değil; önemli bir temsil makamında hangi üslubun daha etkili ve yapıcı olacağını sorgulamaktır.
Bir siyasi parti, kendisini temsil eden isimlerin performansını değerlendirme hakkına da sorumluluğuna da sahiptir.
Siyasette üslup da en az kararlar kadar önemlidir
Bir noktayı daha belirtmek gerekiyor.
Sert siyaset yapmakla sürekli gerilim üretmek aynı şey değildir. Kararlı olmakla öfkeyi öne çıkarmak da birbirinden farklıdır.
Siyasetçilerin yoğun baskı altında çalıştığı, zaman zaman sert tartışmalar yaşadığı bilinen bir gerçek. Ancak bu durum, her tartışmada tansiyonun yükselmesini olağanlaştırmamalı.
Kamuoyu önünde görev yapan insanların kendilerini ifade etme biçimleri, yalnızca siyasi rakipleriyle ilişkilerini değil, temsil ettikleri kurumların itibarını da etkiler.
Bu nedenle eleştirim kişisel veya sağlıkla ilgili bir değerlendirme değil; doğrudan siyasi üslup, temsil sorumluluğu ve meclis çalışmalarının niteliği üzerinedir.
Bir grup başkanvekilinin en büyük gücü, en yüksek sesle konuşması değil, en güçlü gerekçeyi ortaya koyabilmesidir.
Son söz: Mesele kimin kazandığı değil, sanayinin ne kazandığıdır
Marmara OSB üzerinden yaşanan bu tartışma, yerel siyasetin önemli bir gerçeğini yeniden hatırlatıyor: Her seçim bir siyasi hesaplaşmaya dönüştürülmek zorunda değil.
Bazen farklı siyasi partiler aynı noktada buluşabilir. Eğer bu ortaklık, bir kurumun ihtiyaçlarına uygun isimlerin seçilmesine hizmet ediyorsa sırf siyasi rekabet uğruna eleştirilmemelidir.
Abdullah Çolak ve Canset Sevim’in sanayicilik ve makine üretimi alanındaki deneyimleri, Marmara OSB açısından dikkate değer bir tercih gerekçesidir. Bu nedenle CHP’nin adaylarını doğru buluyor, AK Parti ile aynı yönde oluşan tercihi de bu çerçevede olumlu değerlendiriyorum.
Yeni Parti’nin adaylarına ilişkin ise özellikle Ahmet Duru tercihi konusunda kamuoyuna daha açık ve somut bir gerekçe sunulması gerektiğini düşünüyorum. Bu, bir kişiyi mesleği üzerinden değersizleştirmek değil, teknik uzmanlık gerektiren bir kurumda temsilin hangi ölçütlerle belirlendiğini sorgulamaktır.
Ali Kemal Deveciler’in meclisteki üslubuna gelince…
Siyasi itirazların yüksek sesle değil, güçlü argümanlarla dile getirilmesinin hem Yeni Parti’ye hem de Balıkesir Büyükşehir Belediye Meclisi’ne daha fazla katkı sağlayacağı kanaatindeyim.
Çünkü Marmara OSB’nin ihtiyacı siyasi gürültü değil; üretimi bilen, sanayiciyi anlayan, teknolojiye hâkim ve kurumsal sorumluluk taşıyan isimlerdir.
Unutulmamalıdır ki sanayinin geleceğini belirleyecek olan, meclis salonunda kimin daha yüksek sesle konuştuğu değil, o masada kimin daha fazla katkı sunabildiğidir.
Son Yazılar
Önerilen Yazarlar

