Anasayfa Yazarlar İbrahim Aldemir
Eklenme 04.10.2026 - 13:58

Fabrika, Toz ve Ticaret Odası Seçimleri: Asıl Tartışılması Gereken Ne?

Bandırma’da son günlerde çevre, sanayi ve Ticaret Odası seçimlerini aynı potada buluşturan bir tartışma yaşanıyor.

Bir tarafta 1967 yılında faaliyete geçen ve bugün Türkiye’nin bor ürünleri üretimindeki önemli merkezlerinden biri olan Eti Maden Bandırma Bor ve Asit Fabrikaları var.

Diğer tarafta ise Ayyıldız ve Çalışkanlar Mahalleleri çevresinde yaşayan vatandaşların gündeme getirdiği çevresel kaygılar ve toz şikâyetleri…

Tartışmanın ortasında ise özel bir kolejin sahibi Akın Ertürk bulunuyor.

Akın Ertürk’ün yaptığı videolu sosyal medya paylaşımında fabrikanın çevre mahallelere zarar verdiğini, kırmızı renkli toz olarak tanımladığı bir maddenin rüzgârla mahallelere taşındığını ve bunun insan sağlığını etkilediğini ileri sürdüğü görülüyor.

Ardından Petrol-İş Sendikası Bandırma Şube Başkanı Tuncay Topuz, açıklama yaparak söz konusu iddialara cevap veriyor bir basın kuruluşu üzerinden.

Buraya kadar bakıldığında ortada son derece meşru bir çevre tartışması var.

Vatandaşın sağlığı söz konusuysa elbette soru sorulmalı.

Elbette denetim yapılmalı.

Elbette çevresel etkiler araştırılmalı.

Fakat bu olayda benim dikkatimi çeken, iddianın kendisinden çok zamanlaması ve yöntemi oldu.

Çünkü tam da bu noktada cevaplanması gereken başka sorular ortaya çıkıyor.

Önce sosyal medya, sonra kurumlar mı?

Bandırma Ticaret Odası Başkanı ve 5 Kasım seçimlerinde yeniden başkan adayı olan Bahadır Çolak’ın düzenlediği basın toplantısında konu kendisine de soruldu.

Çolak’ın verdiği cevap önemliydi:

Bandırma Ticaret Odası’na bu fabrikayla ilgili söz konusu sorunlar konusunda resmi bir başvuru yapılmadığını söyledi.

İşte bence tartışmanın düğüm noktası tam da burası.

Eğer ortada gerçekten insan sağlığını tehdit eden ciddi bir çevre sorunu olduğuna inanılıyorsa, neden öncelikle ilgili kurumlara resmi başvuru yapılmadı?

Neden ölçüm talep edilmedi?

Neden Ticaret Odası’na konu taşınmadı?

Neden belediye, kaymakamlık, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğü gibi ilgili kurumların kapısı çalınmadı?

Neden bağımsız bir inceleme veya bilimsel ölçüm talep edilmeden mesele doğrudan sosyal medya üzerinden kamuoyunun gündemine taşındı?

Çünkü sosyal medya bir sorun duyurma aracıdır ama çevre ve halk sağlığı gibi ciddi iddiaların nihai çözüm mercii değildir.

Bir videonun milyonlara ulaşması, havadaki partikülün ne olduğunu ortaya koymaz.

Bir sosyal medya paylaşımı, bir maddenin insan sağlığı üzerindeki etkisini bilimsel olarak kanıtlamaz.

Bunun için ölçüm gerekir.

Rapor gerekir.

Denetim gerekir.

Resmi başvuru gerekir.

Üstelik ortada yıllardır var olan bir sanayi tesisi var

Eti Maden Bandırma Bor ve Asit Fabrikaları 1967 yılında kurulmuş. Kurumun kendi resmi internet sitesinde tesisin yılda yaklaşık 400 bin ton rafine bor ürünü ürettiği, Bandırma Limanı üzerinden ihracata katkı sağladığı ve çevreye duyarlı üretim anlayışı kapsamında tozuma ve hava kirliliğine karşı önlemler aldığı belirtiliyor.

Yani Bandırma açısından mesele yalnızca bir fabrika meselesi değil.

Burada istihdam var.

Üretim var.

İhracat var.

Yan sanayi var.

Yüzlerce ailenin geçimi var.

Bandırma ekonomisine doğrudan ve dolaylı katkı var.

Bu nedenle böylesine büyük bir sanayi kuruluşuyla ilgili çevresel iddialar ortaya atıldığında, konu ne görmezden gelinmeli ne de yalnızca sosyal medya üzerinden tartışılmalıdır.

Tam tersine, kurumsal mekanizmalar işletilerek gerçek ortaya çıkarılmalıdır.

Peki zamanlama neden önemli?

Şimdi gelelim tartışmanın bir başka boyutuna.

Akın Ertürk yalnızca bir okul sahibi değil.

5 Kasım’da yapılacak Bandırma Ticaret Odası seçimlerinde başkan adayı Adem Yılmaz’ın listesinde yer alan isimlerden biri Akın Ertürk…

Dolayısıyla Ertürk’ün yaptığı açıklama ister istemez Ticaret Odası seçimleriyle birlikte değerlendiriliyor.

Burada “Akın Ertürk bunu seçim hesabıyla yaptı” demek için elimizde kesin bir kanıt yok.

Böyle bir niyet okuması yapmak da doğru olmaz.

Fakat kamuoyunun zamanlama hakkında soru sorması son derece doğal.

Çünkü yaklaşık 60 yıllık bir sanayi tesisine yönelik ciddi çevresel iddiaların, Ticaret Odası seçimlerine haftalar kala ve aday listeleri kamuoyunun önündeyken gündeme gelmesi, ister istemez siyasi ve ekonomik açıdan tartışılacaktır.

Hele ki açıklamayı yapan kişi, Ticaret Odası yönetimine talip olan bir ekibin içerisinde bulunuyorsa…

Bu durumda insanın aklına şu soru geliyor:

Bu mesele daha önce neden gündeme getirilmedi?

Eğer sorun uzun zamandır biliniyorsa neden resmi mercilere taşınmadı?

Eğer yeni fark edildiyse neden önce ölçüm ve denetim yoluna gidilmedi?

Ve eğer mesele gerçekten çevre ve halk sağlığı meselesiyse, neden ilk adres sosyal medya oldu?

Bir de okul meselesi var

Burada göz ardı edilmemesi gereken başka bir ayrıntı daha bulunuyor.

Akın Ertürk’ün sahibi olduğu eğitim kurumunun Ayyıldız Mahallesi’nde bulunması, onun bölgedeki çevresel koşullara ilişkin hassasiyetini anlaşılır kılabilir.

Eğer gerçekten okul öğrencilerinin sağlığıyla ilgili bir risk olduğunu düşünüyorsa, bir okul yöneticisinin bunu gündeme getirmesi elbette önemlidir.

Hatta böyle bir durumda sessiz kalmak yerine konuyu araştırması beklenir.

Ancak tam da bu nedenle sorulması gereken soru şudur:

Öğrencilerin sağlığıyla ilgili bir risk olduğunu düşünüyorsanız, neden öncelikle resmi kurumlara başvurmadınız?

Bir okulun öğrencileri söz konusuysa, sosyal medya paylaşımından çok daha etkili olan yöntem; resmi ölçüm yaptırmak, ilgili kurumları harekete geçirmek ve sonuçları kamuoyuyla paylaşmak değil midir?

Eğer ölçüm sonucunda gerçekten sağlığı tehdit eden bir durum varsa, o zaman sosyal medyadaki bir videodan çok daha güçlü bir belge ortaya çıkmış olur.

Ki zaten bu bölgede böyle bir sorun olduğu biliniyorsa eğer etki alanına böyle bir okul inşaa etmek ve ilgili kurumların da bu okula ruhsat vermesi ne derece doğru tartışılır.

Ticaret Odası açısından mesele daha da önemli

Burada işin Ticaret Odası boyutu devreye giriyor.

Ticaret Odası, kentin ticaret ve sanayi hayatının önemli temsil noktalarından biri.

Dolayısıyla Oda yönetimine talip olanların ekonomik meselelerdeki yaklaşımı kadar, sanayi ve çevre arasındaki ilişkiye nasıl baktıkları da önem taşıyor.

Bir yanda çevre ve insan sağlığı var.

Diğer yanda üretim, yatırım ve istihdam var.

Bunları birbirinin alternatifi haline getirmek kolay.

Asıl zor olan ise ikisini birlikte koruyabilmek.

Ticaret Odası’nın görevi yalnızca “sanayicinin yanında olmak” ya da “çevre sorunlarını gündeme getirmek” şeklinde tek taraflı tanımlanamaz.

Asıl mesele, sanayi ile yaşam alanları arasında sürdürülebilir bir denge kurabilmek.

Bir kamu kuruluşuyla sorun yaşandığında yöntem ne olmalı?

Bence Ticaret Odası seçimleri öncesindeki bu tartışmanın asıl öğretici tarafı burada.

Bir iş insanı, bir sanayi kuruluşunun çevreye zarar verdiğini düşünüyorsa elbette konuşmalıdır.

Ama önce konuşulması gereken yer sosyal medya mı, ilgili kurumlar mı?

Önce kamuoyuna mı açıklama yapılmalı, yoksa önce ölçüm mü yaptırılmalı?

Önce suçlama mı gelmeli, yoksa önce veri mi ortaya konulmalı?

Çünkü yarın başka bir sanayi kuruluşu hakkında benzer bir iddia gündeme geldiğinde de aynı yöntemi kullanmak zorunda kalacağız.

Bu nedenle mesele Akın Ertürk’ün şahsından çok daha büyük.

Mesele Bandırma’nın sorun çözme kültürüyle ilgili.

Petrol-İş’in açıklaması da bu nedenle önemli

Petrol-İş Sendikası Bandırma Şube Başkanı Tuncay Topuz’un açıklaması, tartışmanın diğer tarafını oluşturuyor.

Petrol-İş’in Bandırma Şubesi, Eti Maden’deki çalışanları temsil ediyor.

Dolayısıyla sendikanın, çalışanların ve fabrikanın tarafını temsil eden bir açıklama yapması da beklenen bir durum.

Topuz’un açıklamasıyla birlikte artık kamuoyunun önünde iki farklı iddia bulunuyor.

Bir tarafta çevresel zarar ve kırmızı toz iddiası…

Diğer tarafta fabrikanın çevresel yükümlülüklerini yerine getirdiği ve söz konusu tozun kaynağına ilişkin farklı bir değerlendirme…

Bu noktada yapılması gereken üçüncü bir tarafın, yani bilimsel ve bağımsız denetimin devreye girmesidir.

Çünkü gerçek, sosyal medyada kimin daha yüksek sesle konuştuğuyla belirlenmez.

Ölçümle belirlenir.

Ticaret Odası seçimlerinin asıl sınavı

5 Kasım’da Bandırma Ticaret Odası üyeleri sandığa gidecek.

Bugün seçim yarışında listeler, projeler ve ekipler konuşuluyor.

Fakat bu tartışma bize başka bir soruyu da hatırlatıyor:

Bandırma’nın geleceğini nasıl yöneteceğiz?

Sanayi kuruluşlarıyla karşı karşıya gelerek mi?

Sanayi kuruluşlarının her eleştirisini reddederek mi?

Yoksa sorunları bilimsel verilerle ortaya koyup, ilgili kurumları aynı masaya oturtarak mı?

Bence kamuoyunun asıl görmek istediği cevap burada.

Çünkü Eti Maden bugün var, yarın da var olacak.

Bandırma’nın mahalleleri de burada.

İşçileri de burada.

Öğrencileri de burada.

Tüccarı da burada.

Sanayicisi de burada.

Ve Ticaret Odası da bütün bu kesimlerin ekonomik geleceğini ilgilendiren bir kurum.

Bu nedenle seçimlere giderken herkesin kendisine şu soruyu sorması gerekiyor:

Bir sorunu sosyal medyada gündeme getirmek mi daha kolaydır, yoksa sorunu resmi kurumlara taşıyıp çözüm için bütün tarafları aynı masaya oturtmak mı?

Belki de Ticaret Odası seçimleri açısından tartışılması gereken gerçek mesele budur.

Çünkü seçimler biter.

Listeler değişir.

Başkanlar değişir.

Ama Bandırma’da sanayi ile yaşam alanları arasındaki ilişki devam eder.

Bu nedenle bugün kimin haklı olduğuna karar vermekten önce, iddiaların bağımsız ve bilimsel biçimde araştırılmasını istemek en doğru yaklaşım olacaktır.

Ve belki de bu tartışmadan çıkması gereken en önemli sonuç şudur:

Bandırma’nın sorunları sosyal medyada büyütülmek yerine, kurumlarda çözülmelidir.

Çünkü bir kentin geleceği videolarla değil; veri, denetim, şeffaflık ve ortak akılla şekillenir.

error: İçerikleri kopyalamak yasaktır !!