Bandırma tek bir meydana sığar mı?
Bir köşede Gazze için dualar, diğerinde hamburgerler… Bir tarafta 4 bin liralık şamdanlar, hemen yanında tedavi bekleyen bir çocuk için yardım çağrısı. Bir başka noktada Kızılay kan bağışında bulunuyor. Cumhuriyet Meydanı, Bandırma’nın bütün sosyal hayatını sırtlanmış durumda. Peki, neden bu şehirde başka bir meydanımız yok?
Bandırma Cumhuriyet Meydanı’nda bugünlerde birkaç dakika durup çevrenize bakmanız, aslında şehrin sosyal hayatını anlamak için yeterli.
Meydanın bir köşesinde Gazze’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek isteyen bir grup Kur’an okuyup dua ediyor. Hemen karşılarında insanlar hamburgerlerini yiyerek günlük hayatlarına devam ediyor. Bir başka noktada antikacılar tezgâhlarını açmış, nostaljinin izlerini taşıyan ürünlerini sergiliyor. Şamdanların 4 bin liraya alıcı aradığı bu alanın yakınında ise DMD kas hastası bir çocuğun tedavi masraflarına katkı sağlamak için yardım toplanıyor. Meydanın diğer bölümünde Kızılay, kan bağışı kampanyasıyla hayat kurtarmak için vatandaşlara çağrıda bulunuyor.
Dua, tüketim, ticaret, dayanışma ve sağlık…
Birbirinden farklı toplumsal faaliyetler, birkaç adımlık mesafede yan yana duruyor.
Bu manzara, Bandırma’nın canlılığını ve toplumsal çeşitliliğini gösteriyor. Ancak aynı zamanda önemli bir eksikliği de gözler önüne seriyor: Bandırma’nın sosyal yaşamı, neredeyse tek bir meydana bağımlı hâle gelmiş durumda.
Peki, bir şehir bütün buluşmalarını, etkinliklerini, sosyal dayanışma faaliyetlerini ve günlük yaşamını tek bir meydana sığdırmak zorunda mı?
Elbette hayır!
Bir kentin gelişmişliği yalnızca yeni binaları, yolları ve ticari alanlarıyla ölçülmez. İnsanların nefes alabileceği, bir araya gelebileceği, kültürel etkinliklere katılabileceği ve kendilerini o şehrin bir parçası olarak hissedebileceği kamusal alanların çeşitliliği de şehir yaşamının önemli göstergelerindendir.
Bandırma’nın tam da bu noktada yeni bir meydan anlayışına ihtiyacı var.
BİR MEYDANIN TAŞIDIĞINDAN FAZLASI
Cumhuriyet Meydanı, Bandırma’nın yalnızca coğrafi merkezlerinden biri değil. Aynı zamanda insanların karşılaştığı, vakit geçirdiği, etkinliklere katıldığı, alışveriş yaptığı ve kendisini kentin bir parçası olarak hissettiği önemli bir kamusal alan.
Meydanın farklı amaçlarla kullanılması, elbette tek başına olumsuz bir durum değil. Aksine, kamusal alanların farklı toplumsal kesimleri bir araya getirmesi, şehir yaşamının en değerli özelliklerinden biri.
Ancak bir meydanın bütün bu işlevleri üstlenmesi, beraberinde bazı soruları da getiriyor.
Dini ve insani dayanışma etkinlikleri, sosyal yardım kampanyaları, kültürel organizasyonlar, geçici satış stantları ve insanların günlük buluşmaları aynı sınırlı alanda gerçekleştiriliyorsa burada yalnızca meydanın yoğunluğunu değil, şehrin diğer kamusal alanlarının yeterliliğini de konuşmak gerekiyor.
Çünkü bir şehrin sosyal hayatı, tek bir meydanın ne kadar kalabalık olduğuyla değil, insanlarına ne kadar fazla buluşma ve etkinlik alanı sunduğuyla da ölçülür.
ALTERNATİFSİZLİK, BİR ŞEHRİN SESSİZ SORUNUDUR
Bandırma’nın önemli meselelerinden biri, vatandaşların kent merkezinde ve farklı mahallelerde vakit geçirebileceği alternatif kamusal alanların yeterince çeşitlenmemesi.
Elbette kentte farklı parklar, sahil kesimleri ve insanların buluşabileceği çeşitli noktalar bulunuyor. Ancak bu alanların varlığı kadar hangi ihtiyaçlara cevap verdiği, nasıl düzenlendiği ve ne ölçüde erişilebilir olduğu da önemli.
Vatandaşların bir etkinliğe katılmak, arkadaşlarıyla buluşmak, çocuklarıyla vakit geçirmek, kültürel bir organizasyonu izlemek ya da yalnızca şehrin içinde zaman geçirmek için tercih edebileceği farklı merkezlere ihtiyacı var.
Bir şehirde bütün yolların aynı meydana çıkması, diğer yolların neden yeterince kullanılmadığını da sorgulamayı gerektiriyor.
Üstelik Bandırma’da bu ihtiyaca cevap verebilecek alanları tartışırken sıfırdan yer aramakla yetinmek zorunda değiliz. Şehrin merkezinde yıllardır değerlendirilmesi beklenen alanlar var.
Bunlardan biri, Bandırma’nın adeta kanayan yarasına dönüşen Cin Çukuru. Diğeri ise Adnan Menderes Bulvarı üzerinde, İDO iskelesinin karşısında bulunan eski Tekel arazisi.
Bu iki alan, doğru planlama ve kurumlar arası iş birliğiyle kentin sosyal yaşamına yeni bir soluk getirebilecek alternatifler olarak ele alınmalı.
CİN ÇUKURU, KENTİN YENİ MEYDANI OLABİLİR Mİ?
Bandırma’nın yıllardır çözüme kavuşturulmayı bekleyen meselelerinden biri Cin Çukuru.
Şehrin merkezinde bulunan bu alan, uzun zamandır kent yaşamına nasıl kazandırılacağı sorusuyla gündemdeki yerini koruyor. Oysa böylesine önemli bir konumda bulunan alanın, Bandırma’nın geleceğine değer katacak bir projeyle değerlendirilmesi gerekiyor.
Cin Çukuru, yalnızca mevcut bir boşluğun doldurulacağı sıradan bir inşaat alanı olarak görülmemeli. Burası, doğru bir planlamayla Bandırma’nın yeni buluşma noktalarından birine dönüşebilir.
Önerim şu: Cin Çukuru’nun üstü meydan, altı ise iki katlı otopark olarak değerlendirilmeli.
Böylece bir yandan kent merkezindeki otopark ihtiyacına katkı sunulurken diğer yandan vatandaşların rahatça vakit geçirebileceği, çeşitli kültürel ve sosyal etkinliklerin düzenlenebileceği yeni bir kamusal alan oluşturulabilir.
Meydanın üst bölümünde yaya öncelikli bir düzenleme, yeşil alanlar, gölgelikli oturma noktaları ve açık hava etkinliklerine uygun bölümler düşünülebilir. Alanın büyüklüğü ve teknik koşulları elverdiği ölçüde geçici sergiler, kültürel buluşmalar ve sosyal sorumluluk etkinlikleri için de kullanım imkânları yaratılabilir.
Ancak burada önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekiyor: İki katlı otopark, projenin temel bileşenlerinden biri olarak ele alınmalı.
Çünkü yalnızca üstünü düzenleyip estetik bir meydan oluşturmak, kent merkezinin otopark ihtiyacını göz ardı etmek anlamına gelebilir. Diğer taraftan yalnızca otopark yapmak da bu alanın sosyal yaşam açısından taşıdığı potansiyelin yeterince değerlendirilmemesi sonucunu doğurabilir.
Elbette böyle bir projenin uygulanabilirliği; zemin koşulları, yer altı suyu, altyapı hatları, trafik bağlantıları ve maliyet gibi teknik başlıklar incelendikten sonra netleştirilmeli.
Ancak temel yaklaşım değişmemeli: Cin Çukuru, Bandırma’nın merkezinde atıl bir boşluk olarak kalmak yerine kente değer üreten bir alana dönüştürülmeli.
ESKİ TEKEL ARAZİSİ: ULAŞIM VE SOSYAL YAŞAM AYNI NOKTADA BULUŞABİLİR
İkinci alternatif ise Adnan Menderes Bulvarı üzerinde, İDO iskelesinin karşısında bulunan eski Tekel arazisi.
Bu alan, yalnızca yeni bir meydan oluşturmak için değil, kent içi ulaşımın daha düzenli hâle getirilmesi için de değerlendirmeye alınabilir.
Öneri oldukça açık: Eski Tekel arazisi, İDO ve TCDD Limanı önündeki uygun alanlarla birlikte ele alınarak bütüncül bir projeye dönüştürülebilir.
Böyle bir planlamayla hem yeni bir kamusal meydan oluşturulabilir hem de şehir içi otobüsleri için daha düzenli bir ring ve aktarma merkezi tasarlanabilir.
Bandırma’nın deniz ulaşımı, demir yolu ve şehir içi toplu taşıma bağlantılarının yakın çevrede bulunması, bu alanı ulaşım planlaması açısından dikkate değer kılıyor.
Hayal edin…
İDO iskelesinden yada trenden inen bir vatandaş, karmaşık bir ulaşım düzeniyle karşılaşmak yerine düzenli bir aktarma alanına yöneliyor. Şehir içi otobüsleri belirlenmiş güzergâhlarda hareket ediyor. Yolcuların bekleyebileceği, yönlerini kolayca bulabileceği ve kent merkezine güvenli biçimde ulaşabileceği bir düzen kuruluyor.
Aynı alan, Bandırma’ya gelenleri karşılayan, kent kimliğini yansıtan, insanların buluşabildiği ve vakit geçirebildiği bir meydan işlevi de görüyor.
Böyle bir proje, yalnızca yeni bir meydan kazandırmakla kalmayıp ulaşım ve kamusal alan planlamasını aynı çerçevede ele alma fırsatı da sunabilir.
Elbette bunun gerçekleşebilmesi için arazilerin mülkiyet durumlarının, mevcut kullanım haklarının, liman faaliyetlerinin ve ulaşım bağlantılarının ayrıntılı biçimde incelenmesi gerekiyor. İlgili kurumların ortak bir çalışma yürütmesi de büyük önem taşıyor.
Buradaki amaç mevcut işlevleri ortadan kaldırmak değil; ulaşım, ticaret, yaya hareketliliği ve sosyal yaşam arasında daha sağlıklı bir denge kurmak olmalı.
NEDEN İKİSİ BİRDEN OLMASIN?
Cin Çukuru ile eski Tekel arazisi arasında bir tercih yapmak zorunda mıyız?
Aslında hayır.
Bu iki alan, farklı ihtiyaçlara cevap verebilecek iki ayrı proje olarak değerlendirilebilir.
Cin Çukuru, kent merkezinde yeni bir meydan ve otopark ihtiyacına katkı sağlayabilir. Eski Tekel arazisi ise liman çevresindeki uygun alanlarla birlikte ele alındığında ulaşım ve kamusal yaşamı buluşturan bir merkez olma fırsatı sunabilir.
Birincisi kent merkezindeki günlük yaşamı destekleyebilir. İkincisi, deniz ve demir yolu ulaşımıyla bağlantılı hareketliliği daha düzenli hâle getirebilir.
Dolayısıyla mesele, iki alan arasında birini seçip diğerini gündemden çıkarmak değil. Her iki alanın da teknik, ekonomik ve kamusal fayda açısından değerlendirilmesi; hangi projenin hangi ihtiyaçları karşılayacağının ortaya konulması gerekiyor.
Bunun için öncelikle mevcut planlar, mülkiyet durumu, ulaşım bağlantıları ve uygulama maliyetleri incelenmeli. Ardından kent sakinlerinin, esnafın, meslek odalarının, şehir plancılarının ve ilgili kurumların katılımıyla bir değerlendirme süreci başlatılmalı.
Sonuçlar kamuoyuyla paylaşılmalı ve karar, yalnızca kısa vadeli ihtiyaçlar değil, Bandırma’nın uzun vadeli gelişimi dikkate alınarak verilmelidir.
Belki de Bandırma’nın ihtiyacı, bu iki alanın farklı işlevlerle birbirini tamamladığı yeni bir kamusal alan yaklaşımıdır.
MESELE SADECE MEYDAN DEĞİL, YAŞAM KALİTESİ
Cumhuriyet Meydanı’ndaki görüntülerden bir başka sonuç daha çıkarabiliriz.
Bir tarafta Gazze için dua eden insanlar, diğer tarafta günlük tüketim alışkanlıklarını sürdüren vatandaşlar var. Bir yerde yüksek fiyatlı bir antika ürün alıcı beklerken başka bir noktada bir çocuğun tedavisi için destek aranıyor. Birkaç adım ötede ise kan bağışıyla başka hayatlara dokunulmaya çalışılıyor.
Bütün bu faaliyetlerin aynı alanda bulunması, şehir yaşamının doğal çeşitliliğinin bir yansıması. Bunlardan herhangi birini diğerinin karşısına koymak ya da birini diğerinden daha değerli ilan etmek doğru olmaz.
Ancak bu çeşitliliğin sağlıklı biçimde yaşanabilmesi için mekânların da çeşitlenmesi gerekiyor.
İnsanlar dua edebilecekleri, sosyalleşebilecekleri, kültürel etkinliklere katılabilecekleri, alışveriş yapabilecekleri ve toplumsal dayanışma gösterebilecekleri alanlara ihtiyaç duyuyor. Bu ihtiyaçların tamamını tek bir noktada karşılamaya çalışmak yerine, şehrin farklı bölgelerinde birbirini tamamlayan kamusal alanlar oluşturmak daha dengeli bir yaklaşım olabilir.
Çünkü şehircilik, yalnızca yolları, binaları ve ulaşımı planlamak değildir. İnsanların nasıl bir araya geleceğini, kamusal alanları nasıl paylaşacağını ve kentte nasıl bir yaşam süreceğini de planlamaktır.
BANDIRMA TEK BİR MEYDANA SIĞMAZ
Bugün Cumhuriyet Meydanı’nda karşılaştığımız manzara, Bandırma’nın yaşayan, üreten, tüketen, yardım eden, inanan ve sosyalleşen insanlarının aynı kentte buluştuğunu gösteriyor.
Bu çeşitlilik, korunması gereken bir zenginlik.
Ancak bu zenginliği tek bir meydanın sınırları içinde yaşatmaya çalışmak yerine, kentin tamamına yaymak gerekiyor.
Bandırma’nın ihtiyacı Cumhuriyet Meydanı’ndan vazgeçmek değil, Cumhuriyet Meydanı’nın yükünü paylaşacak yeni alanlar üretmek.
Cin Çukuru’nun iki katlı otoparkla desteklenen bir meydana dönüştürülmesi ve eski Tekel arazisinin ulaşım ile sosyal yaşamı buluşturan bir merkez olarak değerlendirilmesi, bu yönde tartışılabilecek somut öneriler.
Artık bu alanların geleceğini yalnızca konuşmakla yetinmeyip uygulanabilir projeler üzerinden değerlendirme zamanı.
Bandırma’nın yeni meydanlara, yeni buluşma noktalarına ve kamusal alanları daha dengeli kullanan bir şehircilik anlayışına ihtiyacı var.
Çünkü bir şehrin bütün sosyal hayatı tek bir meydana sıkışıyorsa artık yalnızca o meydanın kalabalıklığını değil, şehrin geri kalanını da konuşmanın zamanı gelmiştir.
Bandırma, Cumhuriyet Meydanı’na sığmayacak kadar büyük bir şehir.
Son Yazılar
Önerilen Yazarlar

