Ticaret Odası Başkanı mı seçiyoruz, Belediye Başkanı mı?
5 Kasım yaklaşıyor. Sandık kurulacak. Adaylar projelerini anlatacak. Ekipler sahaya çıkacak. Meslek gruplarında hesaplar yapılacak.
Ve biz Ticaret Odası üyeleri karar vereceğiz.
Ama önce şu soruyu sormakta fayda var:
Biz 5 Kasım’da neyin seçimini yapıyoruz?
Bir belediye başkanı mı?
Bir milletvekili mi?
Yoksa adında açıkça “Ticaret” yazan bir kurumun başkanını mı?
Çünkü son dönemde bazı vaatleri, bazı açıklamaları ve bazı beklentileri dinlediğimde zaman zaman kafam karışıyor.
Sanki Ticaret Odası değil de belediye başkanlığı seçimine gidiyoruz.
Oysa ben bir Ticaret Odası üyesi olarak çok daha basit şeyler istiyorum.
Ticaret yapmak istiyorum.
İşimi büyütmek istiyorum.
Yeni müşteri bulmak istiyorum.
İhracat yapmak istiyorum.
Finansmana ulaşmak istiyorum.
Bürokrasinin altında ezilmek istemiyorum.
Personel bulmakta zorlanıyorsam çözüm üretilmesini istiyorum.
Kamu kurumlarında bir işim olduğunda, Ticaret Odamın arkamda olduğunu bilmek istiyorum.
Şirketimin önündeki engellerin kaldırılması için Ankara’da güçlü bir ses istiyorum.
Hepsi bu kadar.
Çok mu şey istiyorum?
BELEDİYE BAŞKANI DEĞİL, TİCARET ODASI BAŞKANI SEÇİYORUZ
Bandırma Ticaret Odası’nın kendi kuruluş misyonuna baktığınızda mesele zaten oldukça açık.
Oda; bölgenin sosyoekonomik sorunlarıyla ilgilenmek, üyelerinin ve Bandırma’nın ticari alanda gelişmesine öncülük etmek amacıyla faaliyet gösteriyor.
Bugün yaklaşık 2.900 üyeye hizmet veren bir kurumsal yapıdan söz ediyoruz.
Dolayısıyla başkan adaylarına sorulması gereken soru aslında çok basit:
“Benim ticari hayatımı nasıl kolaylaştıracaksınız?”
Yol yapacak mısınız?
Güzel…
Ama hangi yolun yapılması gerektiğini hangi ekonomik verilerle ortaya koyacaksınız?
Kentte otopark sorunu var mı?
Var.
Peki bunun işletmeler üzerindeki ekonomik maliyetini hesaplayıp ilgili kurumların önüne koyacak mısınız?
Bandırma’nın lojistik sorunları var mı?
Var.
Peki liman, demiryolu, karayolu ve OSB bağlantılarının ticarete etkisini raporlayıp Ankara’nın kapısını aşındıracak mısınız?
İhracatçının sorunu var mı?
Var.
Peki ihracatçının bir evrak için Balıkesir’e gidip gelmesini gerçekten ortadan kaldıracak çözümler üretecek misiniz?
İşte Ticaret Odası başkanlığı tam olarak burada başlıyor.
ADEM YILMAZ’IN ÖNÜNDE DE BİR REFERANS VAR
Bu seçimde adaylardan biri Adem Yılmaz.
Üstelik Adem Yılmaz, Ticaret Odası başkanlığını daha önce yapmış bir isim.
Dolayısıyla onun açısından durum biraz daha farklı.
Çünkü artık yalnızca “yapacağız” deme lüksü yok.
“Yaptıklarımız bunlar, yapacaklarımız da bunlar” deme imkânı var.
Yılmaz’ın 2022-2024 dönemindeki başkanlığı sırasında açıkladığı çalışmalara baktığımızda, Ticaret Odası’nın görev alanıyla doğrudan ilişkili önemli başlıklar görülüyor.
Örneğin Çelebi Limanı’nda Gıda Kontrol Odası oluşturulması ve personel görevlendirilmesi için bakanlıklar nezdinde girişimlerde bulunulduğunu, bunun ihracat yapan firmalar açısından zaman ve maliyet tasarrufu sağladığını ifade etmişti.
Bitkisel gıda ve yem ihracatında ihracat ön izin belgesi işlemleri için firmaların Balıkesir’e gitme zorunluluğunun kaldırıldığını da açıklamıştı.
Bana göre işte bu tür çalışmalar Ticaret Odası’nın neden var olduğunu anlatan güzel örnekler.
Çünkü burada bir işletmenin hayatına doğrudan dokunan bir mesele var.
Bir evrak için şehir değiştirmemek bile bazen büyük projelerden daha değerlidir.
Yine aynı dönemde dört ürünün coğrafi işaret tescilinin gerçekleştirildiği açıklandı:
Manyas Kazak Fasulyesi…
Edincik Su Zeytini…
Edincik Zeytinyağı…
Çakıl Kestanesi…
Bunlar da doğrudan bölgesel ekonomik değer yaratma iddiası taşıyan çalışmalar.
Bir başka başlık ise Serbest Bölge.
Bandırma’ya Serbest Bölge kazandırılması amacıyla Güney Marmara Kalkınma Ajansı ile protokol yapıldığı ve fizibilite çalışmasının başlatıldığı dönemin açıklamalarında yer aldı.
Bunların hepsi tartışılabilir.
Yeterli bulunmayabilir.
Eksik görülebilir.
“Daha fazlası yapılmalıydı” denilebilir.
Ama en azından bunlar ölçülebilir, konuşulabilir ve Ticaret Odası’nın görev alanıyla ilişkilendirilebilir işler.
İşte benim görmek istediğim seçim tartışması tam da bu.
“NE YAPTINIZ?” SORUSU
Adem Yılmaz’a sorulması gereken soru şu:
Geçmişte yaptıklarınızdan hangileri bugün hâlâ çalışıyor?
Hangileri sürdürülebilir hale geldi?
Hangileri sonuçlandı?
Hangileri yarım kaldı?
Hangilerinde Ticaret Odası’nın yetkisi yetmedi?
Hangilerinde başka kurumların desteğine ihtiyaç duyuldu?
Ve en önemlisi:
Yeni dönemde bunların üzerine ne koyacaksınız?
Çünkü eski başkan olmanın avantajı da dezavantajı da burada.
Avantajı şu:
Geçmişiniz var.
Dezavantajı da şu:
Geçmişiniz var.
Artık sadece gelecekten bahsedemezsiniz.
Geçmişte yaptıklarınız da önünüzde duruyor.
BAHADIR ÇOLAK’A DA AYNI SORU
Diğer tarafta mevcut başkan Bahadır Çolak var.
Çolak’ın da Ticaret Odası içerisinde yeni bir isim olmadığını biliyoruz. Oda’nın resmi biyografisine göre 2009-2013 arasında Meclis Üyeliği, 2013-2017 arasında Yönetim Kurulu Muhasip Üyeliği, 2017-2022 arasında Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı yaptı ve 2024’ten itibaren Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürütüyor.
Dolayısıyla onun da söyleyeceklerinin önemli bir kısmı aslında “gelecekte ne yapacağız?” sorusundan ibaret olmamalı.
“Görevde olduğunuz dönemde ne yaptınız?”
Bu soru da Çolak’a sorulmalı.
Üyelerin işini hangi noktada kolaylaştırdınız?
Hangi bürokratik problemi çözdünüz?
Hangi yeni yatırımın önünü açtınız?
Hangi ihracatçıya destek oldunuz?
Hangi sektörün sorununu Ankara’ya taşıdınız?
Hangi projenin sonucunu aldınız?
Üyenin hayatında ne değişti?
Bence sandığın gerçek hesabı burada yapılmalı.
FOTOĞRAF DEĞİL, PROJE
Seçim dönemlerinde çok güzel fotoğraflar görüyoruz.
Toplantılar…
Ziyaretler…
Kalabalık masalar…
El sıkışmalar…
Ankara ziyaretleri…
Kurdeleler…
Basın toplantıları…
Hepsi güzel.
Ama benim bir üye olarak bunlardan daha fazla merak ettiğim bir şey var:
Sonuç ne?
Bir işletmenin maliyeti düştü mü?
Bir ihracatçının işi kolaylaştı mı?
Bir yatırımcı Bandırma’ya daha rahat yatırım yapabilir hale geldi mi?
Bir girişimci daha kolay finansmana ulaştı mı?
Bir meslek grubunun sorunu çözüldü mü?
Bir kamu kurumu ile yaşanan bürokratik problem ortadan kalktı mı?
Bir sektörün önü açıldı mı?
Bunları konuşalım.
TİCARET ODASI’NIN BÜYÜK PROJESİ ÜYE OLMALI
Bana sorarsanız yeni dönemin en büyük projesi ne bina olmalı, ne gösterişli bir etkinlik, ne de bol fotoğraflı bir lansman.
Yeni dönemin en büyük projesi üyenin kendisi olmalı.
Meslek komiteleri gerçekten çalışmalı.
Her sektörün sorunu ayrı ayrı masaya yatırılmalı.
Üyelerin sorunları düzenli olarak ölçülmeli.
“Üyemizin şu anda en büyük problemi nedir?” sorusunun cevabı her yıl verilerle ortaya konulmalı.
Ve başkan adayı seçimden önce bize bir hedef tablosu vermeli:
İlk 100 gün…
İlk 1 yıl…
4 yılın sonunda…
Şunu yapacağız.
Şu kadar firmaya ulaşacağız.
Şu kadar ihracatçıya destek vereceğiz.
Şu bürokratik işlemi kolaylaştıracağız.
Şu yatırımın önünü açacağız.
Şu kurumu masaya getireceğiz.
Şu konuda Ankara’da girişimde bulunacağız.
İşte o zaman seçim gerçek anlamda bir Ticaret Odası seçimi olur.
BORDO MU, MAVİ Mİ?
Açıkçası benim meselem bordo veya mavi değil.
Adem Yılmaz mı?
Bahadır Çolak mı?
Bu sorunun cevabını her üye kendi verecek.
Benim derdim başka.
Kim kazanırsa kazansın, Ticaret Odası kazansın.
Kim başkan olursa olsun, üye kazansın.
Çünkü Ticaret Odası başkanlığı bir güç gösterisi değildir.
Bir prestij koltuğu hiç değildir.
Bir siyasi kariyer basamağı da değildir.
2.900 işletmenin temsil sorumluluğudur.
Ve bu sorumluluk, oldukça ağır bir sorumluluktur.
BİR RİCAM VAR
5 Kasım’a kadar adaylardan ricam şu:
Bize mümkün olduğunca az slogan…
Mümkün olduğunca az hamaset…
Mümkün olduğunca az “Bandırma’yı şöyle uçuracağız” cümlesi…
Buna karşılık mümkün olduğunca çok rakam, proje, takvim ve yetki anlatın.
“Yapacağız” demek kolay.
Nasıl yapacağınızı anlatın.
“Bandırma’yı büyüteceğiz” demek kolay.
Hangi sektörle, hangi yatırımla, hangi finansmanla büyüteceğinizi anlatın.
“Üyenin yanında olacağız” demek kolay.
Üyenin hangi sorununu, hangi mekanizmayla çözeceğinizi anlatın.
Ve lütfen…
Bizi bir an olsun şunu düşünmek zorunda bırakmayın:
“Biz Ticaret Odası Başkanı mı seçiyoruz, Belediye Başkanı mı?”
Çünkü biz 5 Kasım’da bir şehri yönetmeyecek kişiyi seçiyoruz.
Şehrin ticaretini yönlendirecek, iş dünyasını temsil edecek, üyelerinin önünü açacak kişiyi seçiyoruz.
Bu nedenle adayların birbirleriyle yarışmasından çok, projeleriyle yarışmasını istiyorum.
Geçmişte yapılanlar masaya konulsun.
Bugün yapılanlar anlatılsın.
Yarın yapılacaklar somutlaştırılsın.
Ve sandığa giden her üye şunu rahatlıkla söyleyebilsin:
“Ben bugün bir başkan seçmiyorum sadece. Ticari hayatımı dört yıl boyunca kimin temsil edeceğine karar veriyorum.”
İşte gerçek seçim budur.
Gerisi biraz fazla gürültü…
Son Yazılar
Önerilen Yazarlar

