Biz Futbolu Böyle Sevmemiştik…
Bazı maçların skorunu unutursun. Ama bazı maçların yolculuğunu hiç unutmazsın.
Ben 1981 doğumluyum. Galatasaraylıyım. Bandırma’da büyüdüm. Çocukluğumda futbol başka bir şeydi. Babam bizi gecenin birinde, bazen ikisinde uyandırırdı. Bandırma’dan İstanbul’a gemi kalkardı. Biz daha yedi, sekiz yaşlarında çocuklardık. Uykumuzdan gözlerimizi ovuşturarak kalkar, babamızın peşine takılırdık.
Hedef belli… Mecidiyeköy. Ali Sami Yen. Galatasaray maçı…
O zamanlar futbolun bu kadar parası yoktu belki ama başka bir zenginliği vardı, hatırası vardı, heyecanı vardı, taraftarlığı vardı. Bir çocuğun babasının elinden tutup stada gitmesi vardı.
Bandırma’dan İstanbul’a gece yarısı yola çıkmanın kendisi bile maç kadar heyecanlıydı.
Bugün dönüp bakıyorum da, biz o zamanlar sadece maç izlemeye gitmiyormuşuz. Bir sevdayı öğreniyormuşuz. Takım tutmanın, beklemenin, yenilince üzülmenin, kazanınca sabaha kadar konuşmanın ne demek olduğunu öğreniyormuşuz.
Şimdi ise futbolun etrafında başka kelimeler dolaşıyor.
Bahis…
Soruşturma…
Hakem…
PFDK…
Tutuklama…
Şaibe…
Güven…
Son günlerde yaşananlar insanın ister istemez şu soruyu sormasına neden oluyor… Biz futbolu ne zaman kaybettik?
Bugün Türkiye’de hakemler ve futbolun farklı aktörleri hakkında ciddi soruşturmalar yürütülüyor. Hakemlik sisteminin en üst kademesindeki isimlerin dahi soruşturmalara konu olması, yüzlerce kulüp yöneticisinin bahis gerekçesiyle disiplin kuruluna sevk edilmesi, artık meselenin yalnızca bir maçta verilen yanlış bir karardan ibaret olmadığını gösteriyor. Üstelik konu artık Türkiye sınırlarında da kalmış değil. UEFA’nın yaşananları yakından takip etmek üzere Türkiye’ye gözlemci göndermeye hazırlandığını duyuyoruz… Bunların hepsi elbette hukuk çerçevesinde, soruşturmaların sonucunu bekleyerek değerlendirilmek zorunda.
Ama taraftarın hissettiği şeyi soruşturma dosyaları anlatamaz. Çünkü taraftarın kaybettiği şey bazen üç puan değildir. Güvendir.
Ben çocukken babamla İstanbul’a giderken kimse bana maçın sonucunu önceden söylemiyordu. Ben de zaten bilmek istemiyordum. Çünkü futbolun güzelliği biraz da buydu. Doksanıncı dakikaya kadar her şey mümkündü. Bir golle ağlayabilir, bir golle birbirimize sarılabilirdik. Hakem düdüğünü çaldığında kızardık, bağırırdık, bazen söylenirdik ve evet tabiki o zaman da duyduk küfürleri… Ama ertesi hafta yine maçı beklerdik. Çünkü ne olursa olsun oyunun içinde bir adalet duygusu olduğuna inanırdık.
Şimdi ise insan bazen düdüğün kendisinden çok, o düdüğün arkasında ne olduğunu merak ediyor. İşte futbol için en tehlikeli yer tam da burası. Taraftar hakeme kızabilir, futbolcuya kızabilir, teknik direktöre kızabilir, yöneticiye kızabilir…
Ama oyunun kendisine güvenini kaybederse, geriye ne kalır?
Tribün kalır mı?
Forma kalır mı?
Çocuklara “Sen de benim takımımı tut” deme heyecanı kalır mı?
Benim çocukluğumdaki futbol belki daha masum değildi. Onu da romantikleştirmeyelim. O zaman da hatalar vardı, tartışmalar vardı, kavgalar vardı. Ama bugün hissettiğimiz kadar ağır bir güven kaybı yoktu.
Biz babamızın peşinden İstanbul’a giderken bir takımın peşinden gidiyorduk, bir bahis kuponunun peşinden değil!!!!
Bir futbolcunun formasını almak için heyecanlanıyorduk. Bir hakemin düdüğünün hangi hesaba dokunacağını düşünmüyorduk.
Ve galiba bugün en çok ihtiyacımız olan şey de bu:
Futbolu yeniden futbola döndürmek.
Bahisten uzak…
Şaibeden uzak…
Kişisel hesaplardan uzak…
Ve çocukların yeniden babalarının, annelerinin ellerinden tutup tribüne koşabileceği kadar temiz bir oyun. Çünkü ben hâlâ futbolu seviyorum. Hala Galatasaraylıyım,hala maç başlayınca içimde o küçük kız çocuğu uyanıyor. Ama o kız çocuğunun futbolu sevdiği yaşta, bugün başka çocukların da futbolu aynı heyecanla sevebilmesini istiyorum.
Bir gün yine Bandırma’dan gece yarısı İstanbul’a kalkan bir gemide, uykulu gözlerle maç hayali kuran çocuklar olsun..(Günümüz şartlarında elbette yok o gemiler o ayrı bir konu…)
Babaları, anneleri ellerinden tutsun, tribüne girsinler, bağırsınlar, gülsünler, üzülsünler. Ve maç bittiğinde, skor ne olursa olsun, eve dönerken şunu söyleyebilsinler:
“Çok güzel bir futbol izledik.”
Çünkü futbolu kaybetmek, bir maçı kaybetmekten çok daha ağır.
Ben futbolu böyle sevmedim.
Biz futbolu böyle sevmedik.
Yazarın Diğer Yazıları
Son Yazılar
Önerilen Yazarlar

