Vira Bismillah… Yaz Bitti, Deniz Başladı
Eylül geldi…
Takvim yaprağı değişti, yazın o uzun ve tembel günleri yavaş yavaş geride kalmaya başladı. Güneş hâlâ kendini gösteriyor ama sabahların serinliği, akşamların erken kararmaya başlaması bize bir şey söylüyor: Yaz bitti, Bandırma’da denizin başka bir zamanı başladı.
Biz Bandırmalılar için deniz hiçbir zaman sadece deniz olmadı. Kimi zaman çocukluğumuzun oyun alanı, kimi zaman bir akşam yürüyüşünün en güzel bahanesi, kimi zaman da insanın hiçbir şey düşünmeden karşısına geçip dakikalarca bakabildiği bir dost oldu. Hele bir de balıkçı tekneleri varsa o manzaranın içinde… İşte o zaman Bandırma biraz daha Bandırma olur.
1 Eylül’le birlikte denizlerde av yasağının sona ermesi, balıkçılarımız için yeni bir sezonun başlangıcı demek. Tekneler yeniden denize açıldı, “Vira Bismillah” denildi, ağlar suyla buluştu. Bandırma Balık Hali’nde de sezonun ilk saatlerinde palamut ve sardalya bereketi yaşandı. İlk ürünlerin mezata ulaşmasıyla birlikte hal yeniden o bildiğimiz hareketli günlerine kavuştu.
Aslında bu şehirde balıkçılık sadece bir meslek değil. Bir yaşam biçimi… Sabaha karşı denize açılan tekneler, gün doğmadan başlayan telaş, kasaların taşınması, mezatta yükselen sesler, “kaç para oldu?” diye soran esnaf… Bütün bunlar Bandırma’nın yıllardır süregelen hikâyesinin bir parçası.
Çünkü Bandırma, Marmara’nın önemli balıkçılık merkezlerinden biri. Ve biz bazen bunun kıymetini, her gün gözümüzün önünde olduğu için yeterince fark etmiyoruz. Oysa deniz; balıkçının ekmeği, esnafın ticareti, sofranın bereketi, şehrin ekonomisi demek.
Bir de denizin kendisi var tabii…
Bence Bandırma’nın denizini en çok yazın son günlerinde seviyorum. Kalabalık biraz çekilir. Sahil biraz sakinleşir. Güneşin yakıcılığı azalır. Akşamüstü denizin üzerine düşen ışık başka türlü görünür. İnsan oturup denize bakarken hayatın bütün telaşı bir anda biraz uzakta kalıyor. Telefon çalsa açmak istemiyorsun. Birileri bir şey sorsa cevap vermek istemiyorsun. Sadece denizi seyretmek istiyorsun. Çünkü denizin insana garip bir huzur veren tarafı var. Belki dalgaların sesinden, belki sonsuz gibi görünen maviliğinden… Belki de bize, hayatın aslında bütün telaşımıza rağmen akıp gittiğini hatırlatmasından.
Yaz boyunca denize giriyoruz, güneşleniyoruz, tatil yapıyoruz. Ama eylül geldiğinde denizle başka türlü bir ilişki kuruyoruz. Artık denize girmekten çok, denizi dinliyoruz. Ve balıkçıların denize dönmesiyle birlikte o sessizliğin içine yeniden bir hayat karışıyor. Teknelerin ışıkları geceleri yeniden görünmeye başlıyor. Sabahları balık kasaları yeniden taşınıyor. Balık kokusu yeniden şehrin bazı sokaklarına siniyor. Bence Bandırma’nın gerçek sonbaharı da biraz böyle başlıyor. Bir yanda biten yazın hüznü… Diğer yanda başlayan balık sezonunun heyecanı. Bir yanda denizin sakinliği… Diğer yanda denizden ekmeğini çıkaran insanların telaşı. Ve biz, yine her zamanki gibi bütün bunların ortasında hayatımıza devam ediyoruz.
Dilerim bu sezon balıkçılarımız için bereketli, kazasız ve belasız geçer. Dilerim deniz de bize cömert davranır ama biz de ona hak ettiği saygıyı gösteririz. Çünkü deniz sonsuz değil. Balık da sonsuz değil. Bugünün bereketinin yarının yokluğu olmaması için denizi korumak hepimizin sorumluluğu.
Şimdi Bandırma’da yeni bir mevsim başlıyor. Yazın son ışıkları denizin üzerinde hâlâ dururken tekneler çoktan yola çıktı bile. Biz de sahilde bir yerlerde oturup onları izleriz belki… Bir çay söyleriz. Denize bakarız. Derin bir nefes alırız. Ve içimizden sessizce şöyle deriz:
“Hoş geldin eylül… Hoş geldin yeni sezon.
Vira Bismillah…
Deniz yine bizimle…
Son Yazılar
Önerilen Yazarlar

