Eylül Bitti, Peki Biz Neyi Erteledik?
Eylülün son günlerindeyiz…
Bir ay daha geçti ömrümüzden. Takvim yaprakları gibi, farkında olmadan bizden de bir şeyler eksiliyor belki. Yazın sıcak günleri geride kaldı, akşamlar erkenden serinlemeye başladı. Bandırma sokaklarında sonbaharın kendine has telaşı var. Sahilde yürüyenler, okuluna yetişen çocuklar, işine koşan insanlar… Herkes bir yerlere yetişiyor.
Peki, biz neye yetişmeye çalışıyoruz?
Bir düşünün…
Kaç zamandır aramak isteyip de arayamadığınız biri var? Kaç kez “Bir ara görüşelim.” deyip o arayı bir türlü bulamadınız? Kaç sabah kendinize, “Bugün biraz da kendim için yaşayacağım.” dediniz ama akşam olduğunda yine kendinizi herkesin işini yetiştirmeye çalışırken buldunuz?
Hayat dediğimiz şey, çoğu zaman ertelediklerimizin arasında geçip gidiyor. Bir kahveyi acele etmeden içmeyi, sevdiğimiz insanla uzun uzun konuşmayı, denizin karşısında oturup hiçbir şey düşünmeden dakikalarca manzarayı seyretmeyi…
Hep bir sonraki güne bırakıyoruz,hatta belki aya…
Sanki zaman bizimle birlikte bekleyecekmiş gibi. Oysa zaman beklemiyor.
Bandırma’nın sokaklarında olur da vaktim olursa (!) yürürken bazen insanların yüzlerine bakıyorum. Kimi telefonuyla meşgul, kimi bir yerlere yetişme telaşında, kimi de kendi düşüncelerine dalmış. Yan yana yürüyen insanların bile birbirine ayıracak zamanı yok sanki.
Bir zamanlar mutluluğu küçük şeylerde arardık. Akşamüstü kapının önüne atılan bir sandalye, komşudan gelen bir tabak yemek, habersiz çalınan bir kapı…
Şimdi her şeyimiz var gibi ama birbirimize ayıracak vaktimiz yok.
Belki de bu yüzden bazı günler, hiçbir şey yapmadan geçirilen bir saat bile insana koca bir ömür kadar iyi geliyor.
Çünkü insanın bazen dinlenmeye değil, kendine dönmeye ihtiyacı var.
Bir de hep güçlü görünmek zorunda hissettiğimiz günler var. Herkese yetişmek, herkesi anlamak, herkese iyi gelmek…
Ama kendimize gelince, nedense hep son sıradayız. Nereden biliyorsun diye sormayın…
Yorulduğumuzu söylemeyi bile erteliyoruz.
Oysa en çok kendinize borcunuz var. Biraz huzur, biraz sessizlik, biraz da kendini unutmamak…
Eylül bize yine çok şey öğretti belki. Kimlerin yanımızda olduğunu, neleri geride bıraktığımızı, hangi hayallerimizi hala içimizde taşıdığımızı…
Şimdi yeni bir ayın eşiğindeyiz.
Ekim kapıda.
Belki bu kez kendimize verdiğimiz sözleri tutmanın zamanıdır. Bir dostu aramanın, annemizin sesini duymanın, çocuklarımızla gerçekten vakit geçirmenin, içimizden geldiği gibi gülmenin…
Belki de yıllardır ertelediğimiz o küçük mutluluğu kendimize çok görmemeliyiz.
Çünkü hayat, bütün işlerimizi bitirdiğimiz gün başlamıyor.
Hayat, tam da şu an yaşadığımız şeyin kendisi.
Velhasıl kelam…
Eylül bitti.
Peki, biz neyi erteledik?
Bir hayali mi, bir vedayı mı, bir kavuşmayı mı?
Yoksa sadece kendimize ayıracağımız o güzel günü mü?
Takvim değişiyor, mevsimler geçiyor…
Ama insanın kendine ayırmadığı zaman, bir daha geri gelmiyor.
Belki de bu sonbahar, başkalarına yetişmekten vazgeçip biraz da kendimize yetişmenin mevsimidir.
Yazarın Diğer Yazıları
Son Yazılar
Önerilen Yazarlar

