O Sıralarda Biz de Çocuktuk…
Son günlerde okullarda yaşanan olayları, gençlerin ellerinde zarar verici aletlerle saldırdığı haberleri görüyoruz. İnsanın içi acıyor. Çünkü haberin öznesi çoğu zaman bir çocuk. Ve insan ister istemez kendi çocukluğuna dönüyor.
Ben 80’lerde ilkokula başladım. 90’larda ortaokulu ve liseyi yaşadım. Bizim de okul hayatımız hiç öyle “toz pembe” değildi. Kavga ederdik. Küsüşürdük. Bazen birbirimize bağırır, bazen de teneffüste birbirimizin saçını çekerdik belki… Ama kavga bitince hayat devam ederdi. Çünkü bizim kavgalarımızın sonrasında genellikle bir “yarın görüşürüz” vardı. S*lah asla yoktu.. Birbirimize zarar vermenin yolu bu kadar kolay değildi. Bizim okul çantalarımızda kitap, defter, kalem, silgi vardı. Bir de annemizin zorla koyduğu beslenme çantası… Çantayı açınca belki peynir ekmeğin bazen de annemizin yaptığı kekin kokusu çıkardı. Bugünün çocuklarının çantalarında neler taşıdığını konuşmak bile insanın içini ürpertiyor. Bizim zamanımızda öğretmenlerimizden korkardık. Şimdi çocuklarımızın başına bir şey gelmesinden korkuyoruz.
Ne acı bir değişim bu…
Bizim en büyük korkumuz ya sınavların açıklanacağı zamandı ya da toplantı günleri.. Derslerimiz ne kadar iyi olsa da… Hatırlıyorum… Öğretmen “yarın annenizi ya da babanızı okula bekliyorum” dediğinde, o gün eve giderken insanın adımları ağırlaşırdı. Çünkü biliyorduk. Veli toplantısı demek, evde ikinci bir toplantı demekti. “Derslerin nasıl, öğretmenin senden memnun mu, niye arkadaşın senden daha yüksek not aldı, ödevlerini yaptın mı?”
Bunlar bizim gündemimizdi.
Bugün ise anne babaların gündeminde çok daha ağır sorular var: “Okulda güvende mi, birisi çocuğuma zarar verir mi, çocuğumun yanında zararlı bir şey var mı?”
Bir neslin çocukluğuyla diğer neslin çocukluğu arasındaki farkı bazen tek bir cümle anlatmaya yetiyor: Biz sokakta büyüdük… Bizim zamanımızda çocuk olmak, biraz da sokakta olmaktı. Mahalle vardı, kapı önleri vardı, bisiklet vardı, akşam ezanına kadar oyun vardı.
Anneler pencereden bağırırdı:
“Seher! Hadi eve! Baban yemeğe gelecek..”
Biz de “Geliyorum!” derdik. Ama gelmezdik. Bir beş dakika daha oynardık. O beş dakika bazen yarım saat sürerdi. Çünkü hayatımızın bir ekranı yoktu. Birbirimizin yüzüne bakardık. Kavga ederdik, barışırdık. Birbirimizi dinlerdik. Bugün çocukların elinde dünya var. Ama bazen yanlarında konuşacak kimse yok. Bir telefon ekranında yüzlerce arkadaş… Ama gerçek hayatta bir tane bile “nasılsın?” diye soran yok. Bizim zamanımızda da kolay değildi.. Şimdi “Bizim zamanımız çok güzeldi, her şey mükemmeldi” dersek haksızlık etmiş oluruz. Bizim zamanımızda da belki şiddet vardı, zorbalık vardı, dışlanan, ağlayan çocuklar vardı. Ama bugün başka bir şey daha var. Şiddeti gösteren ekranlar var. S*lahı sıradanlaştıran görüntüler var. Sürekli karşılaştıran sosyal medya var. Ve bazen bütün bunların arasında gerçek duygulara geç kalıyoruz… Belki de en büyük sorunumuz burada. Çocuklarımızın notlarını takip ediyoruz, sınavlarını takip ediyoruz, telefonlarını takip ediyoruz… Ama duygularını, ruh hallerini takip etmiyoruz…
“Bugün okul nasıldı?” diye soruyoruz. Peki gerçekten cevabını dinliyor muyuz? Konuşmayan bir çocuğun belki de daha çok şey anlattığını düşünüyor muyuz? Belki bugün çocukların en çok ihtiyacı olan şeylerden biri bu. Dinlenmek, yargılanmadan konuşabilmek.
“Abartıyorsun” denilmeden derdini anlatabilmek. “Geçer” denilmeden yanında birinin olduğunu hissedebilmek. Çünkü çocuklar bazen bağırarak değil, susarak yardım ister. Yetişkinler ise çoğu zaman bağıranı duyuyor, susanı kaçırıyor.
Sonra bir gün bir haber düşüyor önümüze.
Bir okul… Bir s*lah… Bir çocuk…
Ve hepimiz aynı cümleyi kuruyoruz: “Bu çocuk nasıl bu hale geldi?”
Belki de asıl soruyu daha önce sormalıyız: “Bu çocuk ne yaşadı, neyi kendine yük etti?”
Bizim de yükümüz vardı…Ağır okul çantalarımız…Hepsi bu… Kitaplarımız ağırdı, defterlerimiz ağırdı, bazen beslenme çantamız ağırdı. Ama omuzlarımızdaki tek yük okul çantamızdı…
Bugün çocuklarımızın taşıdığı yük ise bazen yaşlarından çok daha büyük. Onlardan başarılı olmalarını istiyoruz, güçlü olmalarını istiyoruz, sınavları kazanmasını istiyoruz. Ama arada bir sadece çocuk olmalarına da izin vermiyoruz.. Belki bugün çocuklarımıza yeniden bunu hatırlatmamız gerekiyor. Çocuk olun.. Ha bu arada elbette birbirinize kızabilirsiniz, kırılabilirsiniz, öfkelenebilirsiniz… Ama karşındaki insanın da bir kalbi olduğunu unutmadan…
Velhasıl kelam dünya değişti, okul değişti, çocukluk değişti… Ama değişmemesi gereken bir şey var..
Bir çocuğun okul kapısından içeri girerken korkuyla değil, merakla; eve dönerken de sağ salim ailesine kavuşacağının huzuruyla yürümesi..
O sıralarda sadece ders değil, arkadaşlığı, merhameti, paylaşmayı, küsüp barışmayı, kaybetmeyi ama yeniden başlamayı öğrenmeli…
Velhasıl kelam, çocukluğun en ağır yükü okula giderken omuzlarında taşıdığı çanta olmalı…Gerisi çocukların değil, ailelerin yükü ve görevi olmalı…
Çocuk dediğin eve sağ salim dönmeli…
Yazarın Diğer Yazıları
Son Yazılar
Önerilen Yazarlar

