Anasayfa Yazarlar Seher DURU
Eklenme 14.10.2026 - 10:41

Anneannemin Eşarbı ve Bizim Unuttuğumuz Bazı Şeyler

Bazı şeyler vardır, çocukluğunda sıradan gelir insana. Büyüyünce anlar kıymetini. Bir evin kokusu, bayram sabahı telaşı, mutfaktan gelen sesler, anneannenin dizinin dibinde oturmak… Bir de anneannelerimizin boynunun altından bağladığı o renkli eşarplar.

Benim çocukluğumda başörtüsü denildiğinde aklıma siyaset gelmezdi. Kimsenin hangi görüşten olduğunu anlamaya çalışmazdık bir eşarba bakıp. Kimin neye inandığını, nasıl bir hayat yaşadığını, hangi düşünceye yakın olduğunu başındaki örtüden çıkarmak gibi bir alışkanlığımız da yoktu… Anneannemizin eşarbı vardı işte… Bazen çiçekli, bazen küçük desenli, bazen koyu renkli… Özenle bağlanır, boynun altından düğümlenir, evin içinde gündelik hayatın bir parçası olarak yaşardı. O eşarbın altında yemek pişer, torun büyütülür, komşuya tabak gönderilir, bayram hazırlığı yapılırdı. Kimi zaman bir dua duyulurdu,kimi zaman da hepimizin hafızasında kalan o tanıdık anneanne sesi… O eşarplar bana hiçbir zaman bir ayrımı hatırlatmadı. Tam tersine,aileyi, geçmişi ve sevgiyi hatırlattı.

Şimdi Azerbaycan’da yaşananları görünce insan ister istemez geçmişe dönüyor.

Yakın zamanda devlet okullarındaki kıyafet düzenlemesinde yapılan değişiklik ile Azerbaycan’da başörtüsü tartışması gündemde.. Doğrudan başörtüsü yasağı var dememişler de,laiklik ve okul üniforması kuralları falan filan denilerek bazı başörtülü öğrencilerin okullara alınmadığı, öğretmenlerin de benzer kısıtlamalarla karşılaştığını izliyoruz her yerde..Bu ay iyice büyüdü olaylar ve okullarının kapısından geri çevrilen,ağlayan kız çocuklarının görüntülerini görmeye başladık.

Bir düşünün… Bir çocuk, eğitim almak için okuluna gidiyor. Çantasında defterleri, kalemleri, belki teneffüste arkadaşıyla paylaşacağı bir yiyecek var. Ama bir anda bütün bunların önüne başındaki örtü geçiyor. Oysa bir çocuğun okul kapısından içeri girerken taşıması gereken en büyük mesele, başının örtülü olup olmaması değil; öğrenme heyecanı, merakı ve geleceğe dair hayalleri olmalı. Elbette laiklik, eğitim sistemi, ortak kurallar konuşulabilir. Konuşulmalıdır da. Ama bir çocuğun eğitim hakkı ile inancı arasında seçim yapmak zorunda bırakılması bana çok ağır geliyor. Bir insanın inancını yaşama biçimini yalnızca kıyafeti üzerinden değerlendirmek de, o kıyafeti yasaklayarak inancı ortadan kaldırabileceğini düşünmek de aynı soruyu akla getiriyor: Biz birbirimizi anlamayı ne zaman bu kadar zorlaştırdık?

Benim asıl derdim eşarp değil. Eşarbın üzerine yüklediğimiz anlamlar.

Çünkü benim hatırladığım başörtüsü, bugünkü gibi her tartışmanın ortasına çekilmiş bir siyasi işaret değildi. Bir kadının gündelik hayatının, tercihinin, inancının ya da alışkanlığının parçasıydı. Başını örten de vardı, örtmeyen de. Aynı mahallede yaşar, aynı sokaktan geçer, aynı komşulukları paylaşırdık. İnsanları birbirinden ayıran şey asla başlarına örttükleri örtüleri değildi..

Sonra ne olduysa oldu… İnanç, kimi zaman siyasetin diliyle konuşulmaya başladı. İnsanlar birbirlerini anlamaya çalışmak yerine birbirlerine etiketler yapıştırdı. Başörtüsü üzerinden taraflar oluşturuldu; başını örtenin de örtmeyenin de ne düşündüğüne, nasıl yaşadığına, nasıl bir insan olduğuna karar verilmeye kalkışıldı. Bir süre sonra örtü, onu taşıyan insanın önüne geçti. Oysa bir insanın başını örtmesi onu kendiliğinden iyi yapmadığı gibi, örtmemesi de kötü yapmaz. Bir insanın inançlı olduğunu söylemesi, onun bütün davranışlarını doğru kılmaz. Aynı şekilde bir insanın inançla arasına mesafe koyması da ona ahlaksızlık yüklemez…

İnsanlığı, vicdanı, merhameti kıyafetlerden okuyamayız.

Bana kalırsa en büyük yanlışlardan biri, dinin ve inancın insanların birbirini yargıladığı, dışladığı, hatta birbirine düşman olduğu bir alana dönüştürülmesi. Çünkü inanç, insanın kalbinde güzellikleri büyütmesi gerekirken ayrışmanın aracına dönüşüyorsa vay halimize..

Üstelik bu tutumlar, belki de inançla henüz yeni tanışan bir çocuğu, hayatı anlamaya çalışan bir genci, samimiyet arayan bir insanı dinden de uzaklaştırabiliyor. Bazen insanları dinden uzaklaştıran şey dinin kendisi değil, din adına gördükleri ve yaşadıkları olabiliyor. Bunu da görmezden gelmemek gerekiyor. Çünkü kimsenin inancı, bir başkasının tehdit yada baskı aracı haline gelemez,gelmemeli.. Kimse başını örtmeye zorlanmamalı; kimse başını açmaya da zorlanmamalı. İnanç, samimiyettir bence..

Benim özlediğim şey, insanların birbirlerinin hayatına bu kadar kolay hüküm vermediği günler. Belki geçmişi olduğundan daha güzel hatırlıyoruz, belki o yılların da kendine göre eksikleri vardı. Ama çocukluğumun hafızasında, anneannelerimin eşarbı bir kavganın tarafı değildi. O eşarp, bir kadının hayatıydı.

Ve ben o eşarpları hatırladığımda, yüzüm gülüyor gözlerim dolarak da olsa…

Belki de asıl kaybettiğimiz şey tam olarak bu: Birbirimize bakarken önce insanı görebilmek. Ben anneannemin eşarbını hatırlamak istiyorum. Siyasetin, öfkenin, yasakların söylemini yada işaretini değil… Bir çocuğun hafızasında nasıl kaldıysa öyle. Çünkü bazı hatıralar vardır, insanın içini güzelleştirir. Kendimden biliyorum..

Benim için o eşarplar hâlâ bir inancın kavgası değil, bir çocukluğun hatırası.

Ve keşke bugün de insanları başlarındaki örtüyle, üzerlerindeki kıyafetle, inançlarıyla ya da inançsızlıklarıyla yargılamak yerine; kalpleriyle, vicdanlarıyla ve birbirlerine nasıl davrandıklarıyla tanıyabilsek. Belki o zaman hem inancı hem insanlığı biraz daha doğru anlayabiliriz.

error: İçerikleri kopyalamak yasaktır !!