Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
Sosyal Medya
Serhat Ozar
Serhat Ozar

Bandırma ve çöküşün hikayesi

Bir zamanlar masmavi denizi, tertemiz havası ile Marmara’nın incisi olarak anılan Bandırma; tarihi, kültürü, doğası ve insanıyla eşsiz bir kentti. Ancak yıllar içinde bu güzel şehir, göz göre göre yaşanmaz ve çekilmez bir hale sürüklendi.

Bugün Bandırma; çarpık kentleşme ve acımasız sanayileşmenin yarattığı sorunlarla anılıyor. Bakımsız sokaklar, karmaşık trafik düzeni, bitmeyen ulaşım çilesi, ciddi otopark sorunu, kirli hava, kontrolsüz gürültü kirliliği ve yürünemeyen cadde ile kaldırımlar, kentte yaşayanları umutsuzluğa sürüklüyor. Peki bu çöküşün sorumluları kimler?

Bandırma’nın bugünkü haline gelmesinde en büyük pay; politikacılara, iş insanlarına, bürokratlara ve ne yazık ki toplumun tüm kesimlerine aittir. Yıllardır kent siyasetinin içinde olanlar, Bandırma’yı kamu yararı yerine kendi çıkarları doğrultusunda yönetmiştir. Seçim dönemlerinde verilen vaatler, sandıklar kapandıktan sonra unutulmuş; altyapı sorunları, trafik ve ulaşım çilesi, çevre kirliliği, eğitim ve sağlık alanındaki eksiklikler çözümsüz bırakılmıştır. Şehrin geleceğini planlamak yerine günü kurtaran politikalarla zaman kaybedilmiş, Bandırma’nın güçlü potansiyeli vizyonsuzluk nedeniyle heba edilmiştir.

Oysa bu kent; sanayisi, limanı, üniversitesi ve tarımıyla Güney Marmara’nın lokomotifi olabilecek güçteydi. Peki bu potansiyel neden görülmedi, neden harekete geçirilmedi? Çünkü Bandırma’nın yönetimine talip olanlar, kentin geleceğini değil, kendi küçük hesaplarını önceledi.

Elbette iş dünyasının da bu çöküşte payı büyüktür. Şehrin doğal kaynakları, çevreye duyarsız yatırımlarla tahrip edildi. Sanayi tesisleri çevreye zarar verirken, yeterli denetimler yapılmadı. Kâr hırsı, sürdürülebilir kalkınma anlayışının önüne geçti. Kısa vadeli kazançlar hedeflendi, yerel ekonomi giderek dışa bağımlı hale getirildi.

Kent yönetimleri ise çoğu zaman pasif kaldı. Altyapı yatırımları yetersiz ve plansız yapıldı. Şehir planları, kişisel çıkarlar ve dar bakış açıları nedeniyle güncellenemedi. Kentsel dönüşüm projeleri belirsizlik içinde bırakıldı. Kamu kaynakları verimli kullanılmadı; denetimler güçlüye değil, güçsüze uygulandı. Yerel basın zaman zaman uyarılarda bulunsa da bu çabalar yeterince desteklenmedi. Sivil toplum örgütleri ve meslek odaları ise çoğu zaman Bandırma’nın çöküşünü uzaktan izlemekle yetindi.

Liyakat yerine aidiyetin esas alındığı bu düzende, hataların ve yanlışların hesabı sorulmadı. Oysa bir şehir ancak vatandaşlarının sahip çıkmasıyla ayakta kalabilir.

Peki umut var mı? Evet, var. Bandırma hâlâ üretim gücüne, genç nüfusa, doğal güzelliklere ve güçlü bir kültürel mirasa sahiptir. Ancak bunun için köklü bir zihniyet değişimine ihtiyaç vardır. Politikacılar, iş dünyası ve kısacası Bandırma’nın yönetimine talip olan herkes, geçmişin hatalarından ders çıkarmalıdır. Eşe, dosta, hısım akrabaya değil; halkı mutlu edecek, şeffaf, katılımcı ve çevreye duyarlı bir yönetim anlayışı benimsenmelidir.

Bandırma’nın geleceği ve kurtuluşu, günü kurtaran anlayışlarla değil, yarını planlayan bir vizyonla şekillenmelidir. Bu hikâye burada bitmemelidir. Şehri seven ve ona inanan insanlar, “sen-ben” kavgalarını bir kenara bırakıp ortak bir irade ortaya koyarsa, Bandırma yeniden ayağa kalkacaktır.

Unutulmamalıdır ki bir kentin kaderi, onu yönetenlerin değil; ona sahip çıkanların elindedir.

Serhat Ozar

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER