Anasayfa/Köşe Yazıları/Bandırma’da toplu ulaşım şoförü olmak!

Bandırma’da toplu ulaşım şoförü olmak!

Bandırma’da toplu ulaşım şoförü olanların gerçekten Allah yardımcısı olsun. Çünkü bu şehirde mesele ne otobüsün motoru ne de yolun asfaltıdır. Esas mesele, direksiyonun arkasındaki insanın her gün sabahın köründen gecenin…

Oluşturan
Eklenme 14.07.2026 - 20:27
Güncellenme 14.07.2026 - 20:43
Haberi PAYLAŞ

Bandırma’da toplu ulaşım şoförü olanların gerçekten Allah yardımcısı olsun. Çünkü bu şehirde mesele ne otobüsün motoru ne de yolun asfaltıdır. Esas mesele, direksiyonun arkasındaki insanın her gün sabahın köründen gecenin bir vaktine kadar verdiği psikolojik savaştır.

Bana göre şoförün tek işi aracı güvenli bir şekilde kullanmaktır. Değil mi? Ama Bandırma’da işler öyle yürümüyor. Şoför, koltuğa oturduğu andan itibaren kırk farklı ruh hâliyle uğraşmak zorunda kalıyor.

Bandırma şehir içi toplu ulaşımında en büyük sıkıntı, Yücel Yılmaz döneminde devreye sokulan ve Ahmet Akın’ın bir türlü kaldıramadığı 16 kişilik tek kapılı araçlarda yaşanıyor. Buna bir de toplumun toplu ulaşım kültüründeki eksiklik eklenince tam anlamıyla bir kargaşa ortaya çıkıyor. Paralı sistem kaldırılmış olmasına rağmen vatandaşın hâlâ kartlı sisteme alışamamasının bedelini direksiyon başındaki şoför ödüyor.

Haber Devam Ediyor

Araç durağa yanaşıyor. Durakta kuyruk kültürü olmadığı için insanlar adeta balıklama araca girmeye çalışırken, içeridekiler araçtan inmeye uğraşıyor. Bu kargaşa içinde vatandaş kartını okutuyor; ekranda “Yetersiz bakiye” yazıyor. Bir telaş başlıyor. Kredi kartı, başka kart derken şoför, “Kart okunmadı.” diye sesleniyor. Kart sahibi ise “Ben okuttum.” deyince araç içinde tartışma başlıyor.

Millet sırt sırta yolculuk yapıyor, klimalar yetersiz kalıyor. Tam o sırada duyarlı bir vatandaş çıkıp yolcu ile şoför arasında yaşanan kart sorununu çözmeye çalışıyor.

Peki, sadece bu kadar mı?

Araç zaten tıklım tıklım dolu; içeride nefes almak bile zor. Durağa gelindiğinde dışarıda onlarca kişi araca binmeye çalışırken içerideki yolcular, “Alma kardeşim!” diye şoföre tepki gösteriyor. Oysa şoförün emir kulu olduğunu, merkezden “Duraklarda yolcu kalmayacak.” talimatı verildiğini bilmiyorlar. Hâliyle bütün fatura yine araç şoförüne kesiliyor.

Bu küçük araçlarda tam anlamıyla bir yozlaşma yaşanıyor. Karşılıklı saygı neredeyse kalmamış durumda. Gençler başlarını telefonlarından kaldırmıyor; yaşlıları, engelli bireyleri ve çocuklu aileleri görmezden geliyor. Yüksek sesle video izleyenler, müzik dinleyenler, bağıra çağıra konuşanlar…

Şoför nezaketle uyarmaya kalksa alacağı cevap hazır:

“Sen önüne bak kardeşim!”

Şoför ise aynı anda hem aracı kullanıyor hem de bu hengâmenin ortasında trafik polisi, zabıta ve arabulucu olmak zorunda kalıyor.

Evet, şoförlere verilen talimat net:

“Durakları atlamayın.”

İyi güzel de araç içindeki yolcular hangi durakta ineceklerini biliyor mu? Telefona dalıp durağını kaçırıyor, sonra hıncını şoförden çıkarıyor; bağırıyor, çağırıyor.

Tabii asıl önemli konulardan biri de 65 yaş üstü ücretsiz yolcular. Vallahi kimse kusura bakmasın; araç ücretsiz diye iki durak arasında inip binenler var. Hatta mahallesindeki fırından ekmek almaya bile otobüsle gidenlere şahit oluyoruz.

Dediğimiz gibi, Bandırma toplu ulaşımı kullanmayı maalesef öğrenemedi. Bir de buna yol kenarına, otobüs duraklarına park eden bencil sürücüler, her sokaktan çıkan araçlar ve motosikletler eklenince trafik tamamen kilitleniyor.

Şimdi bu şoför ne yapsın? Santim santim ilerleyen trafiğe mi odaklansın, yoksa araç içindeki homurtularla mı uğraşsın?

En ufak bir hatada ceza şoföre yazılıyor. Sesini biraz yükseltse ihbar hattına şikâyet ediliyor.

Yollar dar, sabırlar daha da dar.

Malum, Bandırma’nın sokak yapısı belli. İki tarafı araç parklarıyla felç olmuş, geriye tek şerit kalmış yollardan bahsediyoruz. Karşıdan bir araç geliyor, arkadan sabırsız biri korna çalıyor. Araç içindeki yolculardan, “Hadi be kaptan, geç kalıyoruz!” sesleri yükseliyor.

Şoförün stresi o anda tavan yapıyor.

İşte o stres direksiyona yansıdığında, kazaya ramak kaldığında suçlu da hemen ilan ediliyor:

“Bu şoför çok deli sürüyor.”

Net söyleyelim; bu şehirdeki toplu taşıma emekçisi şoförler günah keçisi değildir. Onlar, çarpık bir sistemin ve toplumsal bilinçsizliğimizin kurbanıdır.

Elbette sefer sayılarında, denetimlerde ve duraklarda bekleyen yolcu yoğunluğunda yaşanan sıkıntılar vardır. Buna eyvallah. Ama biraz da çuvaldızı kendimize batıralım.

Biz ne zaman durakta sıra beklemeyi, ineceğimiz yeri zamanında ve kurallara uygun şekilde belirtmeyi, karşımızdaki şoföre bir insan gibi davranmayı öğrenirsek, direksiyon başındaki emekçi de bizi evlerimize güvenle ulaştıracaktır.

Ona yönelttiğimiz her sert söz, direksiyondaki bir titreme olarak bize geri dönüyor.

Şayet Bandırma’da toplu ulaşım sorunu çözülecekse, direksiyon başında her gün psikolojik sınav veren şoförleri suçlamak yerine önce kendimize çeki düzen vermeliyiz.

Unutmayalım ki bizi evimize, işimize ve sevdiklerimize güvenle ulaştıran şoför emekçileri de birer insandır. Onların sabrı tükenirse, bu şehrin toplu ulaşımı da tükenir.

Serhat Ozar