Bandırma Şehir | Bandırma'dan Haberiniz Olsun
 » 
BANDIRMA’DA TÜRKÇELEŞME ZAMANI
a aa
14 Haziran 2017 17:12
Oğuz Düzgün
Oğuz Düzgün BANDIRMA’DA TÜRKÇELEŞME ZAMANI

Bandırmalı hemşerilerimiz, Türk kültürü ve Türk tarihi mevzuunda olduğu kadar, güzel dilimiz Türkçe konusunda da oldukça duyarlıdır. Bu sebeple Bandırma’da, Anglo-Sakson (İngilizce vb.) dillerinden alıntı yabancı kelimelerden oluşan dükkân ya da işletme isimlerini pek görmeyiz. Örneğin şehrimizde; İstanbul, Konak, Gülbaba, Kiraz, Meydan, Şehir, Acar, İnegöl, Paşa benzeri gıda işletmelerinin isimleri yanında; Kapıdağ, Bandırma, Kıvanç, Özyurtlu, Aksakal benzeri eczane adları da Türkçedir.

Bu örnekleri elbette çoğaltmak mümkün… Ancak üzülerek söyleyelim ki, bu Türkçe isimler yanında Batı dillerinden alıntı dükkân ve işletme isimleri de mevcut şehrimizde. Yabancı dillere öykünülerek verilen bu isimlerin, Bandırmamıza hiç yakışmadığını dile getirmekte bir beis görmüyorum.  Asıl sorun, Batı’nın değerlerini kendi değerlerimizden üstün görme yoluyla, kültürümüzü/değerlerimizi de dönüştürdüğümüzü bir türlü anlayamıyor oluşumuz. “Ok” ve “Yes” benzeri İngilizce kökenli kelimeleri gündelik hayatta da sıkça kullanıyoruz ve bu kullanımları da artık pek yadırgamıyoruz.  Hele çocuklarımızın konuştuğu Türkçe’nin güzelliğiyle ilgilendiğimiz bile yok artık. Çünkü Türkçeyi güzel kullanan yazarların kitaplarını ailece okumayı çoktan bıraktık.

Whatsapp’ı, Facebook’u ya da Twitter’ı çok iyi kullanıyoruz ama akşam eve geldiğimizde eşimiz ve çocuklarımızla birlikte, edebiyatımızın müstesna eserlerini okumayı düşünmüyoruz hiç. Bazen de evimizde en lüzumsuz sebeplerden dolayı tartışmaktan ve birbirimizi kırmaktan çekinmezken; eşimizle, çocuğumuzla birlikte huzurlu bir ortamda dergi ya da kitap okumayı aklımıza getirmiyoruz. Mesela, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın her kitapçıda satılan Beş Şehir ya da Huzur adlı kitaplarını alıp da okumayı en son ne zaman düşündük? Hatta çocuklarımız bile bizden daha çok okuyor. Fakat onlar da wattpad (wetpet) benzeri sanal ortamlarda yazılan karalamaları okumayı tercih ediyor.

Elbette bu gibi sanal ortamlardan güzel eserler de çıkıyor. Ancak yine de gençlerimize örnek olarak onları doğruya yönlendirmek biz velilerin vazifesi değil miydi? Eğer biz o gençlerden daha az okursak ve (doğru-yanlış ne bulursa okuyan) bu yeni nesil karşısında kendimizi geliştirmezsek, onların isyanları karşısında hazır ola geçmekten başka rol düşmüyor bize.

Bu arada kelime hazinemizi de günden güne yitiriyoruz. Beş yüz bine yakın Türkçe kelimeden, kala kala iki yüz üç yüz kelime kaldı konuşma dilimizde. Hatta “nasılsın beya?” sorusuyla başlayıp “daha daha nasılsın beya?” sorularıyla devam ettirdiğimiz, “iyi beya”, “n’olsun beya”lı cevaplarla tekrarladığımız kalıplaşmış ifadelerden ibaret oldu konuşmalarımız. İki yüz üç yüz kelimeyle konuşuyor, dört yüz beş yüz kelimeyle de yazmaya çalışıyoruz. Örneğin, istikbalde lisanımızın maruz kalacağı fecaatin tefrikine varamıyoruz!? (Bu cümledeki kelimeleri anladıysanız, sizin için çok geç sayılmaz.) Hoş ayırdına? bile varamadığımız da oluyor ya!

Bir de şöyle yanlış bir düşüncemiz var: Şu anda kullandığımız konuşma dilinde bile yüzlerce Arapça-Farsça kökenli kelime yokmuş gibi, Türkçemizi binlerce yıllık bağlamından yalıtmaya çalışıyoruz. Halbuki Türkçemiz, binlerce yıllık kazanımlarıyla birlikte Türkçedir. Tıpkı İngilizce’nin yüzlerce yıllık kazanımlarıyla İngilizce oluşu gibi. Beyaz, tabi, kitap, kalem, mesela, her, akıl, adam, berbat, siyah, çorba, insan, mahalle, sokak, muhtar, cumhuriyet, belediye, çay benzeri binlerce kelimeyi başka dillerden aldık ama bu kelimelerin Türkçe olmadığını çoğu zaman aklımıza bile getirmiyoruz.

O halde dilimize yerleşmiş, ruhumuza sinmiş ve binlerce yıldan beri lügatlerimize girmiş bütün o kelimeler kesinlikle Türkçedir. Eğer biz güzel Türkçe konuşup yazmak istiyorsak, bütün bu kelime hazinelerini edinmek zorundayız. Yani Türkçe derken kastettiğimiz, binlerce yıllık bütün o söz kazanımlarımızdır. Yabancı dil derken kastettiğimizse, bugün dilimizi ve kültürümüzü istila etmeye çalışan Anglo-Sakson (İngilizce vb.) kökenli dilerdir.

Hasılı kelam;

“Computer”e “bilgisayar”, “selfie”ye “özçekim”, “refrigerator”a “buzdolabı”, “washing machine”e “çamaşır makinesi” demeyi başardığımız gibi, Batı dillerinden aldığımız dükkân ve işletme isimlerini de Türkçeleştirmeyi başarabiliriz. Eğer bu değişim nefsimize zor geliyorsa, daha geçen gün Batılıların teröristlere verdiği silah ve mermilerle şehit edilen Bandırmalı Soner Fazlıoğlu kardeşimizi hatırlayalım. Yüzlerce yıldan beri bu milletin başına türlü çoraplar örmeye çalışan bir kültürün sözcükleri karşısında, kendi dilimizi küçük ve aşağı görmekten bir an önce kurtulalım. Elbette İngilizceyi, Almancayı ya da herhangi bir yabancı dili de çok iyi öğrenelim ama Türkçemizi Türkçe gibi konuşup yazalım.

Batı medeniyeti, bizi coşkun bir girdap gibi içine çekerken, dilimizi, değerlerimizi ve inancımızı da koparıp alıyor öz benliğimizden. Çünkü benliğimize yerleştirmek istediği, bizi geçmişten koparan kocaman bir cehalet, bizi bize yabancılaştıran anlamsız bir nefret ve geleceğimizi mahvedecek acı bir duyarsızlık var. İstiklâl Harbinde Bandırma’mızı düşmandan kurtardığımız gibi, gelin şu Batı dillerinin ve kültürünün istilasından da güzel şehrimizi kurtaralım.

Eminim ki, Balıkesir Büyükşehir Belediyemiz, Bandırma Kaymakamlığımız, Bandırma Belediyemiz, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğümüz, sivil toplum kuruluşlarımız, basınımız, siyasilerimiz de bu Türkçeleşme hareketine sonuna kadar destek olacaktır. Biz de Bandırma’nın yerel basını olarak, tabelalarını Türkçeleştiren iş yerlerini, manşetlerimizle ve köşe yazılarımızla alkışlayalım. Olmaz mı?

Bu habere hiç yorum yapılmamış.

GÜNÜN HABERLERİ

EN ÇOK OKUNANLAR